Top Social

Image Slider

Zihin kontrolü ayağa düştü: Her an uzaktan kumandalı bir caniye dönüştürülebilirsiniz.

Zihin kontrolü ayağa düştü: Her an uzaktan kumandalı bir caniye dönüştürülebilirsiniz.




Bu bir bilim kurgu filmi değildir; Beyni olan her canlı Işıkla zihin kontrolüne tabi tutulabilir ve hafızasının silinmesi temin edilebilir.


İnsanlık tarihi boyunca cinler kullanılarak yapılan zihin kontrolü, artık elektromanyetik teknikler ve dalgalar kullanılarak da yapılabiliyor. İnsanların zihinlerini okuyabilen elektronik devreler Japon oyuncak sanayiinde bile kullanılır iken, Türkiye'nin sözde uzman psikologları ve psikiyatrları ve Adli Tıp kurumu da dahil olmak üzere övündüğümüz tıp kurumları, halen zihin kontrolünde olan binlerce vatandaşımızı, uyuşturmaktan ve daha fazla kontrol edilmesini sağlamaktan başka bir şeye yaramayan ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyor.


Türkiye'de acilen zihin kontrolü konusunda devlet gücü ile "karşı koyma" birimleri oluşturulması gerekiyor. Zira başka devletler, uydulardan düşman milletleri topluca zihin kontrolüne tabi tutma teknikleri konusunda somut adımlar atmış durumdalar. #mfs




***




İlgili yayınları www.SpaceExplorer.TV sitesinde bulabilirsiniz. 


***

Yıllar önce Hakkari'den yükselen bir ses: "Ben deli değilim, beynim kontrol ediliyor."

Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki insan öldükten sonra da görüyor ve duyuyor.

psikiyatri, beyin kontrolü, beyin ölümü, ruh beden bağlantısı, huzur, mutluluk, hüzün, keder, zamanı algılama, psikiyatrinin karanlık yüzü,


Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki insan öldükten sonra da görüyor ve duyuyor.

İngiltere'deki Southampton Hastanesi bilim adamları, ölümün hemen öncesinde yaşananlar üzerine yaptıkları araştırmada, klinik olarak ölü kabul edilen kişilerin de pek çok duyguyu yaşadıklarını tespit ettiler.

Beynin fonksiyonlarını yitirmesinin ardından, yani hastanın klinik olarak ölü kabul edildiği safhada, yaygın inanışın aksine, hastaların çeşitli hisleri bulunduğuna dikkat çeken bilim adamları, bunların başında huzur-mutluluk, hüzün ve keder gibi duyguların geldiğini belirtiyorlar.

Bilim adamlarına göre, bu çeşit hastalar ayrıca zamanın aktığını anlayabiliyor ve ışığı idrâk edebiliyorlar.

Southampton Hastanesi'nden Dr. Sam Oarniea ve Dr. Peter Fenwick'in yaptığı araştırmada, ölümün eşiğinden dönmüş 63 kalp hastasıyla yapılan röportajlardan istifade edilerek bu neticeler elde ediliyor. 4'ü "klinik olarak ölü" kabul edilip sonra da hayata dönmüş 63 hastayla konuştuklarını belirten Dr. Fenwick şunları söylüyor:

Bu ölümü, psikiyatrlar asla açıklayamaz: Elisa Lam'ın bilimsel olarak açıklanamayan ölümü.

elisa lam olayı, şizofreni, zihin kontrolü, açıklanamayan olaylar, intihar eğilimi, sanal gerçeklik, bipolar bozukluk, paranoid şizofreni, videolar, mehmet fahri sertkaya, elektrofizyoloji, elektromanyetik savaş,


Bir insan fizik kurallarını alt üst ederek ve imkânsızları art arda başararak kendini öldürebilir mi? Elisa Lam'ın günümüz bilimsel kabullenişleri ile yıllardır açıklanamayan ölümü. 

Günümüz biliminin, bu olayı açıklayabilmek için, dünyanın hemen hemen bütün toplumlarında ve kültürlerinde varlığına inanılan, Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde de varlıkları ve insanlara çok ciddi zararlar verebilecekleri açıkça ifade edilen cinleri kabul etmekten başka çaresi yok. 


Elisa Lam isimli Kanada'da okuyan 21 yaşındaki Asyalı öğrenci, turist olarak ABD'ye gitti ve adı daha önce de garip ve açıklanamayan olaylarla anılan Cecil Hotel'de kalmaya başladı. Kimse başına ne geldiğini anlayamadan bir anda ortadan kayboldu ve yaklaşık üç hafta sonra kaldığı otelin çatısında bulunan su tankında bulundu. 

Cesedinin bulunmasının ardından polisin soruşturması sırasında meydana çıkan gerçekler ise çok ürkütücüydü ve Elisa'nın ölümünün zahiri-görünen sebepler ile, doğa kanunları ya da fizik kuralları ile asla açıklanamayacağını hemen gözler önüne seriyordu. İzliyoruz.





ŞİZOFRENİ DEĞİL, BİPOLAR BOZUKLUK DEĞİL, UYUŞTURUCU DEĞİL, AKIL YA DA RUH HASTALIĞI DEĞİL, CİNLERİN ZİHİN KONTROLÜ...

Türkiye'de ve dünyada HER YIL ON BİNLERCE KİŞİ cinlerden, sihir ve büyüden kaynaklanan feci ölümler ile ölüyorlar ve bu durumların bilimsel bir izahı bile yapılamıyor. İntihar, cinnet, cinayet, kaza denilerek üzerleri örtülüyor. 

Dikkat çekicidir ki, genç kadın asansörde kamera kaydına girmese, ne kadar enteresan bir son yaşadığı hiçbir zaman anlaşılamayacak. Kimse neler döndüğünü anlayamayacak. Son nefesine doğru götürülür iken kadın sanal bir gerçekliği yaşamaya başlıyor. Zihni ve bedeni kontrol ediliyor. Asansörden çıkışı esnasında sanki bir yandan da çıkmamak için direniyor. Adımlarını atışı ile bedeninin duruşu arasında olması gereken denge hiç normal değil. Sanki orada olan biri ile konuşuyormuş gibi olduğu anda, kollarının dışa doğru bükülmesi de çok enteresan. Çok zayıflamış kendi iradesi ile direniyor ama vak'aların çoğunda olduğu gibi, bu kadın da feci sonuna mani olamıyor. 

Bu sırada ya etrafındaki cinler ona görünüyor ve kadın onlarla konuşuyor ya da cinler ona hiç görünmeden zihin kontrolü ile o anda orada bile olmayan bir tanıdığı kişi orada imiş gibi gösteriliyor ve onunla konuşuyor. Duyu organları devre dışı bırakılarak beyninin işitme, görme merkezlerine cinler tarafından müdahalede bulunuluyor ve bu sırada genç kadın gerçek ile sanalı birbirinden ayıramıyor. Beyne bu şekilde müdahaleyi artık bilim de yapabiliyor. CIA'nın, hedef aldığı kişileri NASA'nın imkanlarını da kullanarak uydulardan zihin kontrolüne tabi tuttuğu biliniyor ve bu gerçek somut kanıtlarla kanıtlanmış durumda. Aynı anlarda hiçbir arızası olmayan asansörün çalışmadığına da dikkat edilmesi gerekiyor. 

Polislerin daha sonra yaptığı incelemede asansörde hiçbir arıza-kusur bulunamıyor. Zaten genç kadın oradan uzaklaşır uzaklaşmaz, asansör art arda verilen bütün komutları yerine getirmeye ve bütün katları tek tek dolaşmaya başlıyor. Bu da yetmezmiş gibi Elisa, çatıya çıkabilmesi için elektronik alarmların aktif olduğu ve normalde asla geçemeyeceği iki kapıyı birden, alarmlar çalmadan, şifreyi bilmeden ya da geçiş kartı olmadan, hiç kimseye görünmeden ve başka bir güvenlik kamerasına da girmeden geçiyor. Kendi başına açması bile pek mümkün görünmeyen su tankı kapağını açtığı yetmiyor bir de içine girip kapağı tekrar kapatıyor. Polis, açıklayamadığı bu olayı intihar diyerek kapattı. Zaten bu tarz olaylar dünyanın her neresinde yaşansa bir gerekçe uydurularak kapatılıyor. Elisa'nın bu sıradışı ölümü o gün bu gün dünyadan yüz milyonlarca insan tarafından yorumlanmaya ve mantıklı bir açıklama yapılmaya çalışıldı ama bu olayı bilinen fizik kuralları ile açıklamayı şu ana kadar kimse başaramadı. #mfs


Bill Clinton'ın zihin kontrolünde olduğu anlar | CIA'nın zihin kontrol teknikleri




***

Ünlülere yapılan zihin kontrolü: Beyonce ve Bill Clinton





***

(Bağlantıya gitmek için resmin üzerine tıklayın!)




***




Onun hakkında neler söylediler? | Modern psikiyatrinin babası Sigmund Solomon Freud hakkında, neler söylediler?

Onun hakkında neler söylediler? | Modern psikiyatrinin babası Sigmund Solomon Freud hakkında, neler söylediler?



Hakkında ne dediler? 

► O, kendi zaferi için insanları kullanan bir egoistti. Hastalarının intihar eşiğine gelmesi umurunda bile değildi. Prof F. Crews

► Freud araştırıcı filan değil, istediği neticeye varmak isteyen ahlâksız bir oportünistti. A. Esterson

► Çok psikanaliz yaptım ama hep sıkıldım. Hastalarımı hiçbir zaman tanıyamadım. Freud nevrotik bir insandı ve onun gibilerin bu saygıdeğer meslekten çekilmesi lâzımdı. Dr. Erich Fromm

► Psikanaliz her şeye el atar ama hiçbir şeyi açıklayamaz. M. Johoda

► Freud’u hekimden saymayın, o materyalist ideoloji için çalışan bir felsefecidir. H. Ellenburger

► Psikanaliz masaldır, hem zararlı bir masal. P. Medawar

► Psikanaliz çağımızın vebasıdır. Ona inananlar “dürtü” adına “tiran” kesildiler, artık bu kaosun bitmesi gerek. E. Levinas

► Freud’a göre cömertlik, fedakârlık gibi kelimeler anlamsızdır. Bu piyesin oyuncuları kötü olmak zorundadırlar ve final daima ağlatır. M. Tournier...

Kaldı ki Freud, “Ben ne ilim adamıyım ne de mütefekkir. Sadece maceracıyım ve bu hoşuma gidiyor” demekten çekinmemiştir.


“Dünyayı Aldatanlar” 
Prof. Dr. Sefa Saygılı

Psikiyatri gerçekten bir bilim dalı mı? | Sigmund Freud: "Biz hastaları iyi edemeyiz ama onları kandırırız."

Psikiyatri gerçekten bir bilim dalı mı? | Sigmund Freud: "Biz hastaları iyi edemeyiz ama onları kandırırız."


Freud, bir doktordu. Ancak isteksiz ve işini sevmeyen biriydi. Yahudilerin seçebileceği meslekler o zaman sınırlı olduğu için, mecburen tıbbı tercih etmişti. Zaten Freud da, “Ne o zaman ne de daha sonra, doktorluk mesleğine karşı bir tutkum yoktu.” demekteydi.

1906 yılından ölüm yılı olan 1939’e kadar Freud’un yakın dostu olan Ferenczi, onun hakkında şöyle diyordu: 

“Freud, hastaların yalnızca ayak takımı olduklarını söylerdi. Hastalar yalnızca, analistin (tedavi edenin) yaşamasına yardım ettiği (yani para kazandırdığı) ve kavram için materyal sağladığı takdirde iyidir. Onlara yardım edemediğimiz açıktır. Bu, terapatik bir nihilizmdir (yani tedavi hiçtir). Bununla beraber, bu kuşkuları onlardan saklayarak ve tedavi olma ümitlerini harekete geçirerek hastaları kandırırız.”

Freud, felsefeye büyük ilgi duyuyordu. Bu yüzden teorilerini, hastalarını kendine göre yorumlayarak felsefik temellere oturttu. Psikanaliz adını verdiği metodu özel seanslarda, bir yandan purosunu içerek uygulardı. 1923’te kendisinde çene kanseri teşhis edildikten sonra bile, yine bu alışkanlığını sürdürdü. Kendisine uyanıklığı ve çalışabilme kapasitesini veren şeyin tütün olduğunu söylerdi. Sigmund Freud bu süre içinde çeşitli tümörleri aldırmak için tam otuz bir ameliyat geçirdi, ağzının yarısını değiştiren protezi defalarca çıkarttırıp taktırdı. 1938’de artık konuşması imkânsız hale geldi. Tümör habisti ve ameliyat edilemeyecek durumdaydı.

Sigmund Freud, Eşi Martha Bernays Freud ve Eşinin Kızkardeşi Minna Bernays, 1929

Bu sırada Hitler, Avusturya’yı işgal etti. Freud önce ülkeden kaçmak istemedi. Sonunda göçmeye karar verdiğinde de Naziler gitmesine izin vermek için ondan fidye istediler. Ölüm yatağındaki Freud, zengin kütüphanesini ve diğer bütün önemli eşyalarını geride bırakarak Londra’ya gitti, oğlunun oradaki evine yerleşti. Orada da çalışmayı sürdürdü, ama artık hastalarıyla seanslarını kızı Anna yürütüyordu. Freud’un yüzü süzülmüş adeta içi boşalmıştı. Giderek büyüyen kanserin sancılarına rağmen, ağrı ilacı almayı da reddediyordu. Ancak 1939, Eylül ayının son günlerinde pes etti. Doktorlar yanağını kesmiş, terminal tümöre ulaşmaya çalışmışlardı. Açık yaradan gelen koku öyle kötüydü ki, sevdiği köpeği bile Freud’un yanına gitmez olmuştu.

Sigmund Freud ve köpeği
83 yaşındaki ihtiyar, artık yiyemiyordu. Yarasına konan sinek ordusundan korunabilmek için her yanı cibinliklerle kaplıydı. Ölmeden iki gün önce doktoruna şöyle demişti: “İlk konuşmamızı hatırlıyor musun? Devam edemeyeceğim gün geldiğinde, bana yardımcı olacağına söz vermiştin. Artık bir işkence haline geldi, anlamı da kalmadı.” Doktor Freud’a bir morfin iğnesi yaptı. Oniki saat sonra bir doz daha verilince, Freud komaya girdi ve ertesi sabah öldü.

| Prof. Dr. Sefa Saygılı, Zafer Dergisi, Mayıs-2002

Bir bilim hayvanı ve ensest sapık Yahudi olarak Sigmund Freud

Bir bilim hayvanı ve ensest sapık Yahudi olarak Sigmund Freud

Sapıkların babası Sigmund Freud



Freud, insanı belirli davranışlara zorlayan dürtüleri olduğunu iddia eder. Ona göre acıkan karnını doyurur, yorulan uyur, ancak “cinsî içgüdüler” şuur altına itilir ve bastırılır. Freud, psişik hayâtımıza sadece seksüel dürtülerin yön verdiğini savunur ve tezini anormal vak’alardan hareketle izâha çalışır. 

Freud’e göre çocuklar, birçok cinsî sapıklık modellerini peş peşe sıralayan komple bir “sapık”tırlar. Elbette bu marazî isteklerini cemiyet baskısı altında doyuramazlar. Onları şuur altına iterler ve bir takım iç çatışmalar başlar. İşte Freud’a göre ruh hastalıklarının tek sebebi budur. “Psikanaliz” ile şuur altının derinliklerine inilmeli, doyurulmamış sapık arzular bulunmalı ve “kabûl edilebilir hâle” getirilip tekrar sunulmalıdır. 


Yeni değil, çarpıtılmış 


Allahü teâlânın “kâinâtın en şereflisi” olarak yarattığı insanı, bir takım süflî içgüdülerin esiri gibi göstermeye çalışan bir teori elbette taraftar bulamaz. Kaldı ki insana “serbest irâde”“seçme hürriyeti” ve “iyiyi kötüden ayırt edebilme kâbiliyeti” verilmiş olmasa, “suç ve cezâ” kavramlarının içi dolmaz. 

Freud’un getirdiği “şuur altı” ibaresi “ona has” ve “yeni” değildir. İslâm âlimleri içgüdülere, “nefs-i emmâre” adını verirler ki, insana yükselme, kendini koruma ve neslini idâme gücü veren tahrik edici bir kuvvettir. Bulunması şarttır ama dizginlenmesi lâzımdır. Bunu tıpkı kazandaki buhara benzetebiliriz. Eğer kendi haline koyuverirseniz kazanı patlatır. Ama kontrol altında tutarsanız koca lokomotifi, hedefine ulaştırır.



Yanlışta ısrar 

Freud, bu görüşlerini birebir münazaralarda sıkça savunur ancak “Histerinin cinsel etiyolojisi” üzerine verdiği bir konferansta açıkça dillendirince skandal çıkar. Öyle tepki alır ki, artık ne öğrencisi ne de çalışma arkadaşı kalır. Tam “bittim artık” dediği günlerde birileri gelip sırtını sıvazlar, onu tekrar psikanaliz üzerinde çalışmaya zorlarlar. Hatta elinden tutar bir anda (1902) profesör yaparlar. Bâzı arızalı doktorları bulup buluşturur, hizmetine yollarlar. Dahası Viyana’da Psikanaliz Enstitüsü kurar (1908) ve bu müesseseye milletler arası hüviyet kazandırırlar. 

Freud enstitü filan yönetecek kapasitede değildir, zihni dağınıktır. Bu yüzden kurumun idâresini öğrencisi Carl Gustav Jung’a bırakır. Ancak psikanaliz yaygınlaştıkça, teorideki çarpıklıklar, ortaya çıkar, dostları Freud’u yalnız bırakırlar. Freud’un en güvendiği isimlerden Adler ve Jung bile psikanalizde aradıklarını bulamaz. Rûhî hayâtın izâhını marazî modellere dayandırmayı, günahsız çocuğu birtakım cinsî sapıklıkların toplamı gibi görmeyi “insan” olma vasfına yakıştıramazlar. Adler insanoğlunun hâkim dürtüsünün “yükseklik ve üstünlük duygusu” olduğunu savunmaya başlar, Jung ise milletlere, kavimlere ve âilelere has ortak bir alt şuurdan, “kolektif şuur altı”ndan bahs açar. 



Fitneciler Londra’ya! 

Freud yenilgiye doymaz, psikanalizi antropolojiye uyarlar. Yaratılışı ret eden Darwin’e destek olmak için elinden geleni yapar. Freud, Hitler’in Avusturya’yı işgali üzerine (1938) Londra’ya kaçar, İngilizler, Yahudi biraderlere (Darwin ve Freud’a) her imkânı açar, medyayı emirlerine verip, reklâmlarını yaparlar. 



Hakkında ne dediler? 

► O, kendi zaferi için insanları kullanan bir egoistti. Hastalarının intihar eşiğine gelmesi umurunda bile değildi. Prof F. Crews

► Freud araştırıcı filan değil, istediği neticeye varmak isteyen ahlâksız bir oportünistti. A. Esterson
► Çok psikanaliz yaptım ama hep sıkıldım. Hastalarımı hiçbir zaman tanıyamadım. Freud nevrotik bir insandı ve onun gibilerin bu saygıdeğer meslekten çekilmesi lâzımdı. Dr. Erich Fromm

► Psikanaliz herşeye el atar ama hiçbir şeyi açıklayamaz. M. Johoda

► Freud’u hekimden saymayın, o materyalist ideoloji için çalışan bir felsefecidir. H. Ellenburger

► Psikanaliz masaldır, hem zararlı bir masal. P. Medawar

► Psikanaliz çağımızın vebasıdır. Ona inananlar “dürtü” adına “tiran” kesildiler, artık bu kaosun bitmesi gerek. E. Levinas

► Freud’a göre cömertlik, fedakârlık gibi kelimeler anlamsızdır. Bu piyesin oyuncuları kötü olmak zorundadırlar ve final daima ağlatır. M. Tournier...


Kaldı ki Freud, “Ben ne ilim adamıyım ne de mütefekkir. Sadece maceracıyım ve bu hoşuma gidiyor” demekten çekinmez. 

| İrfan Özfatura 

Yazarın faydalandığı eser: “Dünyayı Aldatanlar” Prof. Dr. Sefa Saygılı




PİSLİĞİN TEKİYDİ.

Modern psikiyatrinin babası sayılan Sigmund Freud, kelimenin tam anlamı ile pisliğin tekiydi.


Öz annesine karşı sapkın cinsi duygular besleyen ve yıllar sonra bile bunu gizlemeyen, insanlıktan çıkmış biri idi... Babasından 20 yaş küçük olan annesini zayıf, çekici, koruyucu, sevgi dolu bir kadın olarak tarif eden ve ona karşı tutkulu, seksüel bir bağlılığı olduğunu gizlemeyen tipik bir ensest Yahudi idi kendisi... Sorunlu ve iğrenç bir Yahudi ailenin daha küçük yaşta psikopata bağlamış sorunlu bir ferdi idi. 


Psikiyatride kendine has iddialar uydurdu. İlgi alanı daha ziyade insanların rüyaları idi. Gerçekte bir şeyi başaramamış ve asla başaramayacak biri için harika bir tercihti rüyalar... Uzun ömründen geriye tuttuğu bir tek not bile bırakmamış olmasını ve aşırı dikkatle hepsini imha etmiş olmasını da göz önünde bulundurursanız, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.

Ömrü kuramlar/teoriler üretmekle geçti ve bir tanesini bile ispat edemedi. Onun savunucuları, gerçekliği ispat edilememiş kuramların çürütülemediğini iddia etmek gibi bir komiklik sergilemekteler. İnsanların rüyalarında yaşayan ya da insanların kendilerinin bile bilmediği bir bilinçaltı bulunduğunu iddia edip var olup olmadığı ispat edilemeyen bu bilinçaltında yaşayan sözde hekim özde üçkağıtçı bir acayip mahlukun, kendinden acayip uydurmalarını kim nasıl çürütebilsin?

Akademik çalışmalarına devam edip profesör ünvanı alması gerekiyordu ama o çalışmalarına ara verip bir yazıhane açmayı uygun gördü. Otuz yaşına gelmişti ve evleneceği kız daha fazla bekleyemezdi. Tedavi iddiası ile insanları dinledi ve bol bol paralar aldı ki zaten 1960'lara kadar Psikiyatrlar reçete yazamaz, ilaç kullandıramaz sadece dinlerdi. Hem bu sahada geliştirilmiş ilaç yoktu hem de kimse psikiyatrları hekim kabul etmezdi. İlk antidepresan bile Freud'un ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra 1960'larda tüberküloza çare aranırken tamamen tesadüfen bulundu. O gün bu gün de psikiyatrların hiçbir ilacı hiç kimseyi gerçek anlamda tedavi etmedi. 

Kendi sağlığını bile düşünmeyen zavallı bir tipti Freud... Günde en az yirmi puro içerdi ve ömrünün son altı yılında üst damak ve üst çene kanserinden mustarip tarifsiz acılar çekti. Üst çene kemiği, dişleri ve damağı adeta çürüyüp yok olmuştu. Konuşamıyor ve yemek bile yiyemiyordu. Ancak bir protez uydurularak bir nebze olsun yemek yemesi ve zorlanarak da olsa konuşması sağlanmıştı.

1939 yılında acıları dayanılmaz hale geldiğinde doktoruna "Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok" dediği, doktorundan kendisini iğne ile öldürmesini istediği de ciddi ciddi iddia edilmektedir. 

Hasılı kelam, günümüzün çakma bilimi psikiyatrinin babası bile işte böyle bir babadır. Evlatlarının onlarca yıldır bir şey başaramamış olması şimdi size tuhaf geliyor mu?


#mfs




YAHUDİLERDE CİNSEL SAPIKLIK – ENSEST İLİŞKİ

Kaptın günlümü, kız kardeşim, yavukluk!
Gözlerinin bir bakışı ile... 
Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!
Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,
(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü, 4/9-10)

Hahamlar Tevrat'a, kendi sapkın görüşlerine uygun olarak, ahlakı bozacak emir ve konuları katmayı da ihmal etmemişlerdir. Bu sapık sözde ayetler, Yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat'ın Allah tarafından indirilen asıl Tevrat olmadığına da delil oluşturmaktadırlar. Aile içi cinsel ilişkiye varan bütün sapıklıklar Bozulmuş Tevrat'ta övgüyle anlatılır. Hahamların Bozulmuş Tevrat'a ekledikleri Lut Peygamber ve kızları hakkında çirkin iftira, sapık Yahudi adetlerinden olan ensest'i (aile içi cinsel ilişki) meşru göstermek için uydurulmuştur.

"Ve Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu, ve iki kızı onunla beraberdi; çünkü Tsoarda oturmaktan korktu; ve o, ve iki kızı bir mağarada oturdular. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: 'Babamız kocamıştır, ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için mem­lekette erkek yoktur; gel, babamıza şarap içirelim, ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız.'

Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız girip, babası ile yattı... Ve ertesi gün dedi: İşte dün gece babamla yattım, bu gece de ona şarap içirelim, sende gir onunla yat... Ve küçük kız kalkıp onunla yattı."(Bozulmuş Tevrat, Tekvin Bölüm 19/30-36)

Bunun yanı sıra, Bozulmuş Tevrat'ın metinlerinde pek çok müstehcen ifade vardır. Bir ilahi kitapta bulunması mümkün olmayan aşağıdaki ifadeler bozulmuş Tevrat'tan alınmıştır:

İki memen, sanki bir çift geyik yavrusu.
Zambaklar arasında otlayan, İkiz ceylan yavrusu.
Kaptın gönlümü, kız kardeşim, yavuklum!
"Gözlerinin bir bakışı ile,
Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.
Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!
Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,
Itırın güzel kokusu da her çeşit baharattan!
Ey yavuklum, bal damlatır dudakların;
Balla süt senin dilinin altındadır,
Evsabının kokusu da, sanki Libnan kokusu.
Kızkardeşim, yavuklum, kapalı bir bahçedir,
Kapalı bir kaynaktır, mühürlenmiş pınardır." 

(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü 4/8-12)


"Çarıklar içinde ayakların ne güzel, Ey emir kızı!
Toplu kalçaların sanki mücevherler.
Üstat ellerinin işi.
Göbeğin yuvarlak bir tas,
Onda karışık şarap eksik değil;
Karnın buğday yığını,
Zambaklarla kuşanmış...
Zevkler içinde, ey sevgilim,
Sen ne güzelsin, ve ne şirinsin.
Bu senin boyun hurma ağacına,
Memelerin de salkımlara benziyor.
Hurma ağacına çıkayım,
Dallarını tutayım, dedim; Keşke sen bana.
Anamın memelerini emmiş kardeş gibi olaydın!
Dışarıda seni bulunca,
Ben seni öperdim;
Beni de kınamazlardı.
Küçük bir kız kardeşimiz var,
Ve onun daha memeleri yok;
Ben duvarım,
Memelerim de kuleler gibi."(Bozulmuş Tevrat, Neşideler Bölümü Bab 8/1,8,10)



"Memelerin üzüm salkımları gibi olsun, Fahişelik ettikleri zaman kızlarınızı Ve zina ettikleri zaman gelinlerinizi Cezalandırmayacağım." 

(Bozulmuş Tevrat, Hoşca bölümü, Bab 4/14)


"Soluğun kokusu da elma gibi, ve ağzın en iyi şarap gjbi." (Bozulmuş Tevrat, Neşideler Neşidesi Bölümü, Bab 7/6-9)

Ölen hayvandır. Ruh ölümsüzdür. | Ölümün hakikati.

Ölen hayvandır. Ruh ölümsüzdür. | Ölümün hakikati.


Ölen hayvandır, ruhlar ölmez.


Hayvan, "hay" kökünden, hayat sahibi olan anlamına gelir ki, bu doğru bakış açısı ile bakıldığında, maddesel formdaki canlı olan vücudumuz da maddesel hayat sahibi bir hayvan türüdür. Ruh ise madde değildir. Ölümlü de değildir.

Mü'minlerin ruhları da, kafirlerin ruhları da "ölüm" denilen şey gerçekleştiğinde sadece bedeninden ayrılırlar. Ölüm bir "yok oluş" değildir. Ölüm, yılanın kabuk bırakması misali bir merhale, bir aşamadır.

Cennet ve Cehennem, yedi kat semanın da daha üzerinde mevcut bulunan beş kat daha semadan biri olan "Alem-i Arş"tadır. Şu anda fiilen mevcutturlar. Ama kıyamet kopup bütün herkes hesaba çekilene kadar, şu ana kadar ölmüş ve kıyamete kadar ölecek kişilerin ruhları cennet ya da cehenneme götürülmez. Bedeninden ayrılan ruh, vazifeli melekler tarafından, melek hızında yine yedi kat semanın üzerindeki bir sema katında bulunan Illiyyin ya da Siccin'den birine götürülür.

Peygamberlerin, şehitlerin, bazı velilerin, salihlerin, salihaların ruhları ise özgür bırakılır. Onlar ruhaniyetleri ile istedikleri zaman dünyaya gelirler, sevdikleri kişileri görürler, izlerler, dinlerler. Harplerde mü'minlere yardım ederler. Allah'ın izni ile istediklerinde yaşamakta olan yakınlarına ve sair mü'minlere görünebilirler de. İşte selefi-vehhabi sapık mezhebine mensup olanlar bu gerçekleri bilmeden velilerin kerametlerini inkar ederler.

Piri Reis, o meşhur ve akıl almaz dünya haritasını, bu şekilde, Süleyman peygamberin(a.s.) ruhaniyeti ile görüşerek çizmiştir. İşte bu gün bilim, milimine kadar doğru çizilmiş haritanın acziyeti içindedir. Süleyman aleyhisselam hem peygamber hem de devlet lideri idi. Onun zamanında da dünyada çok yüksek teknoloji vardı.

İnsanların hepsi yaratıldı, ruhlar aleminde bir aradaydı. Orada herkes "asıl gerçeği" gördü ve iman etti. Herkes ama herkes "Evet rabbimizsin" dedi. Ama sonra bu gerçekler ruhlara / insanlara unutturuldu. Sırası gelen ruh, annesinin karnındaki bedenine 120. gün melekler tarafından konulur. Doğar, yaşar, tercihlerini yapar ve sonra ölür. Öldüğü gibi, ruhlar aleminde gördüğü ve unutturulan ilahi gerçekleri yine görür. Ama dünyada iman etmemiş ise, cüz'i iradesini doğru kullanmamış ise artık kaybetmiştir ve ebedi-sonsuz cehennem azabı çekecektir.

Ruhlar alemindeki en son ruhlar da dünyaya gelip imtihan olup dünya hayatını tamamlayana ve kıyamet kopana kadar, önceki dönemlerde dünyaya gelip bedeni ölen bu ruhlar, Siccin'de azap çekerek kıyameti beklerler. Mü'minlerin ruhları ise Illiyyin'de cennet misali nimetler ile ödüllendirilirler. Bunlar, yeni ölüp de aralarına getirilen ruhlardan, dünyadaki yakınlarına dair haberler de sorup öğrenirler.

Ruh ile bedenin 12 farklı bağlantısı vardır. Ölümle beraber ruh ile beden arasındaki bağlardan sadece üçü kopar. Dokuz bağ halen aktif kalır. Yani ölümle birlikte kişinin bedeni işe yaramaz ve kıymeti olmayan bir atık olmaz. Kopan bağlar hareket, renk ve ısı bağlarıdır. İşitme, görme, his etme v.s. bağları hep devam eder. Ölü kişi, başına gelen kişileri görür, duyar, temaslarını his etmeye devam eder ama hareket edemez. Cevap veremez. Hiçbir hareketi yapamaz.

Kabrine konulan bedeni ile de bağı kopmaz. Ruhu Illiyyin ya da Siccin'de de olsa, azap ya da mükafat görüyor da olsa, dünyadaki kabrine gelenleri görür, işitir, anlar. Kabirde azap olarak bedenine yapılan eziyetleri  /cezaları tadar. Kabir aleminde azap hem ruha hem de bedenedir.

Ruh ebedidir / sonsuzdur. Tercihlerine göre sonsuz cennet ya da cehennem hayatı yaşayacaktır. Günahkar olup cehenneme gitse bile, mü'min olduğu için, iman ettiği için mutlaka cehennemden sonra cennete geçecek ve ebedi cennette kalacaktır.